28 Mayıs 2024 Salı

sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır ...

 

Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

her şey yapılabilir 
bir beyaz kağıtla 
uçak örneğin uçurtma mesela 
altına konulabilir 
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için 
sallanan bir masanın 
veya şiir yazılabilir 
süresi ötekilerden kısa 
bir ömür üzerine. 

bir beyaz kağıda 
her şey yazılabilir 
senin dışında 
güzelliğine benzetme bulmak zor 
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan 
her şeyden 
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor 
belki tabiattadır çaresi 
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin 
ve benim 
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim 
anlarım bitkiden filan 
ama anlatamam 
toprağın güneşle konuşmasını 
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla 

sen bana ışık ver yeter 
bende filiz çok 
köklerim içimde gizlidir 
gelen giden açan soran bere budak yok 
bir şiir istersin 
“içinde benzetmeler olan” 
kusura bakma sevgilim 
heybemde sana benzeyecek kadar 
güzel bir şey yok 

uzun bir yoldan gelen 
tedariksiz katıksız bir yolcuyum 
yaralı yarasız sevdalardan geçtim 
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu 
her şeyi anlattım 
olan olmayan acıtan sancıtan 
bilsem ki sana varmak içindi 
bütün mola sancıları 
bütün stabilize arkadaşlıklar 
daha hızlı koşardım 
severadım gelirdim 
gözlerinin mercan maviliğine 

sana bakmak 
suya bakmaktır 
sana bakmak 
bir mucizeyi anlamaktır 

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır 
aşk sorgusunda şahanem 
yalnız kelepçeler sanıktır 
ne yazsam olmuyor 
çünkü bilenler hatırlar 
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar 
bahçıvanlar değil tüccarlardır 
sen öyle göz 
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı 
sen teninde cennet kayganlığı iken 
sana şiir yazmak ahmaklıktır 

bir tek söz kalır 
dişlerimin arasından 
ben sana gülüm derim 
gülün ömrü uzamaya başlar 

verdiğim bütün sözler 
sende kalsın isterim 
ben sana gülüm derim 
gül sana benzediği için ölümsüz 
yazdığım bütün şiirler 
sana başlayan bir kitap için önsöz 

sana bakmak 
bir beyaz kağıda bakmaktır 
her şey olmaya hazır 
sana bakmak 
suya bakmaktır 
gördüğün suretten utanmak 
sana bakmak 
bütün rastlantıları reddedip 
bir mucizeyi anlamaktır 
sana bakmak 
Allah’a inanmaktır

Yılmaz Erdoğan

27 Mayıs 2024 Pazartesi

DOWN SENDROMU OLAN ÇOCUĞA SAHİP ANA BABALARIN YAŞADIKLARI SORUNLARIN ÇEŞİTLİ DEĞİŞKENLERE GÖRE İNCELENMESİ



DOWN SENDROMU OLAN ÇOCUĞA SAHİP ANA BABALARIN YAŞADIKLARI SORUNLARIN ÇEŞİTLİ DEĞİŞKENLERE GÖRE İNCELENMESİ 

ÖNSÖZ

Yüksek lisans çalışmam benim için sadece öğretmenlik ve kişisel gelişimde bir üst basamaktı, ta ki oğlum dünyaya gelene kadar. Oğlumun dünyaya Down Sendromlu olarak sürpriz gelişi hayatımızı tümüyle değiştirmiş ve biz Down sendromu olan bir çocuğa sahip olmanın getirdiği birçok zorlukla karşı karşıya kalmıştık. Yaşadığımız bu süreçte yapmış olduğum çalışma karşılaştığımız bu zorluklara karşı daha da güçlenmemi sağladı. Çalışmanın en başından beri her anlamda bana destek olan, aradığımda sıcakkanlılığı ile beni cesaretlendiren, tezimin tüm aşamalarında emeği geçen her görüşmemizde beni olumlu karşılayan, pozitif yaklaşımda bulunan, birlikte çalışmaktan çok keyif aldığım sayın tez danışmanım Doç. Dr. Emine Nihal LİNDBERG’e sonsuz teşekkürler sunuyorum. Yaşadığımız zorlu süreçlerde en büyük destekçim, özel gereksinimi olan bir çocuk büyütürken yaşanan tüm olumsuz durumlarda birlikte mücadele ettiğimiz, oğlumuzun varlığına her gün birlikte şükredebildiğim, hayatın her anında bana destek olan hayat arkadaşım Ünal EŞTÜRK ‘e, çalışmamı yürütürken ve oğlumu büyütürken benimle sevinip benimle üzülen, gereken her gün ev işlerimi yapıp oğlumla ilgilenen, benim her zaman yanımda olmuş ve olacaklarını bildiğim annem Necla KARA’ya, babam Orhan KARA’ya ve teyzem Zahide ERARSLAN ‘a minnettarım. Down Sendromu olan çocuk sahibi ana babalara yapmış olduğum bu çalışmada bana verdikleri destek için çok teşekkür ediyorum. Bu çalışma ile edindiğim bilgi birikimi ile benim de birçok anneye destek olabildiğimi görmek çalışmamda daha da istekli olmama vesile olmuştur. Asıl teşekkür ise oğluma… Bize yaşattığın tüm güzel duygular için, varlığın için sonsuz teşekkürler oğlum seni çok seviyoruz. Kübra KARA EŞTÜRK Kastamonu, Haziran, 2019


https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=qDqFC_YKnMEDghiDHDpe1g&no=ft015iI3b9Sf1mgfNfYEQA




Bana çocuğunuzu anlatan bir mektup yazar mısınız? (2024)


Babamızın kaleminden okul öncesi son yılımızda bize kalbini açan Melek öğretmenimize mektubumuz.
Merhaba Sn. Melek Hanım
Size oğlumuz Yağız Mert’i tanıtmak için tüm heyecanımızla kelimeleri satırlara dökeceğiz.  Çünkü olumlu, destekleyici, gelişime açık ve sürekli bir öğrenme ortamının geliştirilmesine yardımcı olacak şekilde Yağız'ın güçlü yönleri, ilgi alanlarını, korkularını ve gelişim alanları hakkında kapsamlı bir bilgiye sahip olmanızın önemli olduğuna inanıyoruz.
Yağız, özel bir birey olarak sınıfınızda yer alacaktır. Esasında öncelikle sizi down sendromu hakkında kitabi bilgilerden daha çok deneyimlediklerimizi, yaşadıklarımızı ve yaşayamadığımız durumlar üzerinden bilgilendirmek isteriz. +1 kromozom fazla olması Yağız’a daha fazla merhamet, sevgi, mutluluk ve hayat dolu bir yaşam fırsatı verse de +1 kromozom fazlası bilişsel gerilik, biraz fazla inatçılık, dikkat dağınıklığı, sosyal becerilerde arkadaşlarına kıyasla daha yavaş öğrenmeyi de beraberinde getirmektedir. Biz ailesi olarak oğlumuzdan akademik bir başarı beklemiyoruz çünkü gerçeklerin farkındayız. Başta ailesi olarak bizimle, sizinle, sınıftaki arkadaşlarıyla ve okulun tüm paydaşlarıyla Yağız’ın hayat kalitesini yükseltmek, sosyal bir birey olmasını sağlamak, temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek becerileri kazandırmak ve her birey gibi eğitim hakkından mahrum kalmadan öğrenme ortamını sağlamayı amaç edinmek gerektiğini düşünüyoruz. Ancak en fazla çekindiğimiz husus akran zorbalığıdır. Bu konuda endişelerimizi anlayacağınızı ümid ediyoruz. Çünkü Yağız akran zorbalığının bile farkında olmayacak, oyun oynadığını ve kendisiyle zorbalık yapılan durumla arkadaşlık kurulacağını sanacaktır. Bu konuda daha hassas davranacağınızdan şüphemiz yoktur.
Birazda en sevdiği şeyleri ve korkularını sizinle paylaşmak isterim.
En sevdiği takım Galatasaray, en sevdiği dondurma kakaolu dondurmadır. Şimdilik hayvanlardan ve böceklerden korkmaz. Yemeklerde çok fazla seçici değildir ve dur demedikçe çokça yiyebilir. Tuvaletini kendisi yapamıyor ve çişini tutabilir ama maalesef bazen altına yaptığı durumlar da olmaktadır. Su içmeyi sevdiği için suluğunun yakınlarında olması faydalı olacaktır.
Yağız’ın ebeveynleri olarak, onun akademik, sosyal ve duygusal açıdan gelişmesi için gerekli desteği almasını sağlamak ve gelişimini izlemek amacıyla sizinle uyumlu şekilde okuldan sonra evdeki öğrenme ortamında etkinlikler yapmayı planlıyoruz.
Sizlere yeni dönemde başarılar dileriz.


Haftanın çocuğu etkinliğinde öğretmenimize yazdığımız mektup (2022)











BABANIN KALEMİNDEN ÖĞRETMENİMİZE MEKTUP


Oğlum Yağız Mert’i anlatmaya bu kağıdın yeteceğini düşünmüyorum ama yine de bir yerlerden başlamak gerekir.

Yağız Mert, sınıfındaki diğer arkadaşlarına göre +1 fazla kromozoma sahip bir down sendromlu çocuktur. Bu ekstra kromozom, ona yarardan değil zarar verdi ve çeşitli sağlık sorunları yaşamasına sebep oldu. Bunları anlatmanın ve, geriye dönüp bakmanın kimseye bir faydası olmayacağını düşünüyorum. Ancak bilmenizi isterim ki, geçen zamanda Yağız hayata karşı o kadar mücadeleci ve istekli oldu ki, şükürler olsun bugün sizin sınıfınıza kadar geldi. Down sendromlu olması, onun diğer arkadaşları gibi istekleri ve beklentileri olmayacağı anlamına gelmez. Aksine, Yağız’ın da diğer çocuklar gibi duyguları, istekleri, beklentileri ve hevesleri olacaktır. Bazen sevdiği şarkıyı veya oyunu bulduğunda sizden ısrarla tekrar tekrar açmanızı, söylemenizi ya da oynamanızı isteyecektir. Biz evde bu duruma alıştık. Yağız, çok sevecen ve arkadaş canlısı bir çocuktur. Enerjisine bazen yetişemeyebilirsiniz. Yağız’ın farklı olduğunu diğer arkadaşları fark edecektir. Bununla başa çıkmak bazen zor oluyor ancak sizin rehberliğinizde bunu aşacağız. Farklılıkların zenginlik olduğunu, kusur olmadığını ve hayatın normalliğinde böyle durumların olacağını o küçük yüreklere anlatmak gerekir. Pek kolay bir durum değil farkındayız ama zamanla onlar da kabullenecektir.

Peki Yağız’ın eksik veya davranış problemleri neler diye merak ederseniz hemen açıklayalım. Okuldaki parka gittiğinizde muhtemelen tüm park aletlerine kendisi binmek isteyecektir. Aslında bu tavrı bencillik değil, biraz kıskançlık olarak değerlendirebilirsiniz. Bazen istemediği durumlar olduğunda oyunbozanlık, mızıkçılık, agresif tavırlar (oyuncakları yere atma vb.) veya annesi Kübra öğretmene sınıfa kaçma gibi firar girişimleri yapabilir. Agresif tavırlar göstermesi genelde kendini ifade edemediği veya bir şeyi yapamadığı zamanlarda ortaya çıkıyor. Bazen de grup etkinliklerinde kendisi ayrı takılabilir. Bu durumda lütfen gözünüz Yağız’da olsun çünkü altına tuvaletini yapabilir 😊. İnce motor gelişimi tam olarak yeterli olmadığından kaşık ve çatal tutamıyor, bu nedenle de yemeğini kendisi yiyemiyor. Yemekhanede elinde sadece ekmekle görürseniz şaşırmayın. Bu çok sorun değil çünkü biz evde kahvaltı yaptırmadan okula göndermiyoruz.

Yağız’ın konuşma sorunu olduğunu zaten fark etmişsinizdir. Bu nedenle size Yağızca kelimeleri yazmak istedik.

İlmm   : Çizgi film                             Sisss    : Çiş                                        Hıhhıh : Evet

Bu       : Su                                         Bebi    : Kardeşi                                 Dedaa :Çikolata                    

Mam    : Yemek                                  Baaa    : Anneanne

Ouaa   : Okul                                     Baak    : Park

Üvee   : Köy                                      Diii      : Hayır

 

Bir veli olarak sizden birkaç beklentim var. İzninizle bunları buradan paylaşmak isterim. Yağız’ı lütfen diğer arkadaşlarıyla kıyaslamayın. Yağız diğer arkadaşlarından çok geç öğrenecek bunun farkındayız. Bazen bilecek ama kendini ifade edemeyecek. Konuşma becerisini kazanmak için çok güzel bir ortamı olacağını düşünüyoruz. Yağız’ın okulda kaynaştırma öğrencisi olarak bulunması, onun yaşam kalitesini artırmak ve geliştirmek için önemli bir adım olacağına inanıyoruz.

Sizin ve okulumuzdaki diğer öğretmenlerin yeni eğitim-öğretim yılında başarılarını diler, sağlıklı ve huzur dolu çalışmalar temenni ederim.

 

 

 


 

24 Mayıs 2024 Cuma

Hastane kayıtları teşhis ve tedavileri


                                                                         YAĞIZ MERT

 HASTALIK TEŞHİS VE TEDAVİ


Doğumdan itibaren hastane kontrollerimizi bir deftere not etmeye çalıştım. Bu alışkanlığı anneannemden öğrenmiştim. O, kanser tedavisi görürken her kontrolünü eski bir sağlık karnesine yazdırırdı ve faydasını çok gördüğünü söylerdi. O zamanlar bunun neden önemli olduğunu anlamamıştım, ama şimdi çok iyi anlıyorum.

Her hastane yatışımızda doktorlar geçmişe yönelik sorular soruyor ve defterim bu süreçte klavuzum oldu. Zor süreçlerde bir önceki durumu bilmek ve buna uygun bilgi vermek hem bize rehberlik etti hem de süreci kolaylaştırdı.

Bu süreçlerden geçen ailelere de klavuz olması için bu deneyimi paylaşmak istedim. Şimdilik bu kadar. Umarım hiçbir çocuk hasta olmaz.


15.02.2017 DOĞUM

HIRSCHBRUNG SÜRECİ

17 .02.17 ANKARA YENİDOĞAN 

20.02.17 CERRAHİ DOĞUM BAKIM

22.02.17 BIOPSY

28.02.17 HİRSCHBRUNG TEŞHİS

06.03.17 ANKARA NUMUNE KAN VERİLDİ

13.04.17 HIRCHBRUNG AMELİYAT

20.04.17 TABURCU

24.04.17 KONTROL

27.04.17 DEVİT İLACI BAŞLANDI

                TİROİD İLACI YARIYA DÜŞTÜ

29.04.17 İŞİTME TESTİ

29.04.17 GÖZ TESTİ

29.04.17 SAĞLAM ÇOCUK KONTROL (HASTANELERDE TAKİP İÇİN BÖYLE BİR BÖLÜM BULUNMAKTA)

12.05. 17 ENDOKRİN KONTROL

                İLAÇ ÇEYREK OLDU

03.05.17 KARIN ŞİŞLİĞİ

04.05.17 LAĞMAN YAPILIP EVE GÖNDERİLDİ

05.05.17 ANKARA YOĞUN BAKIM YATIŞ

12.05.17 SERVİS

14.04.17 ÇIKIŞ

25 MAYIS KANDA 2 HÜCRENİN ŞEKLİNİN BOZUK OLDUĞU SÖYLENDİ

TOPUK KANI ŞÜPHE GÖRÜLDÜ VE TAKRAR ALINDI

02.06.17 KARIN ŞİŞLİĞİ DEVAM ETTİ KARABÜK EĞİTİM ARAŞTIRMA 

05.06.17 KARNI DÜMDÜZ OLDU

KONTROL VE GEREKLİ TESTLER

04.07.17 GATA TESTİ İSTENMİŞTİ VE SONUÇLARI TEMİZ GELDİ

TİROİD İLACI YARIM+ÇEYREK

14.07.17 RAPOR SÜRECİNE GİRİLDİ

ANKARA CEBECİ GELİŞİMSEL PEDİATRİYE GÖRÜNÜLDÜ BÖLÜM GEZİLMEDİ 

(RAPOR VERİLDİ)

22 ARALIK İÇİN RANDEVU ALINDI

14.08.17 6.500 KİLO VE ANKARA ENDOKRİN MUAYENE YARIM ÖLÇEK TİROİD


25.09.17 GRİP

20.09.17 DEMİR İLACI 10 DAMLA YAPILDI ENDOKRİN TAKİBİ 5 AYA ÇIKTI

05.10.17 7.200KG


EĞİTİM BAŞLANGIÇ

03.11.17 GÖRÜŞME YAPILDI VE 8 AYLIK EĞİTİME BAŞLANDI


01.12.18 9.200 KG

25.12.18 BÖBREK ÜSTÜ LENF GÖRÜLDÜ

02.01.18 ZATÜRRE YOĞUN BAKIM

07.01.18 SERVİSE ALINDI

15.01.18 TABURCU

EVE DÖNDÜĞÜMÜZDE OKSİJEN DÜŞÜKLÜĞÜ YAŞADIK 5-6 GÜN SONRA TOPARLANDI

30.01.18 HACETTEPE TANER HOCA KONTROL LARİNGO MALAZZİ DENİLDİ.

SERVİSTE KALDIĞINDA BEZELERİ AZALDI VE KARACİĞERDE BÜYÜME GÖRÜLDÜ


17.02.18 İSHAL VE SANCI İLE KASTAMONU DEVLET HASTANESİ YATIŞ

22.02.18 DOĞUM GÜNÜ YAPTIK

05.03.18 1 YAŞ AŞISI AŞI SONRASI DÖKÜNTÜ OLDU

25.03.18 ZATÜRRE ZESPİRA BAŞLANDI EVDE HAVA TEDAVİSİ

LÖSEMİ

1.06.18 LÖSEMİ

11.06.18 HEMATOLOJİ YATIŞ

23.10.18 ÇIKIŞ

05.11.KEMİK İLİĞİ

YÜRÜME

19.11.18 TUTUNARAK SIRALAMA 21 AYLIK

BAĞIMSIZ YÜRÜME 28 AYLIK

21.11.18 RAM RAPOR YENİLEME 

27.11.18 YUTMA TESTİ

25.11.18 WT1 TESTİ VERİLDİ

                TOMOGROFİ ÇEKİLDİ

24.01.19 VFEND KESİLDİ

                AKCİĞERDE DELİK VAR DENDİ

                KONTROL 1 AYA ÇIKTI

WT1 ŞUBAT SONUÇLAR ÇIKTI VE TEMİZ

TİROİDDE ARTIŞ VAR


EĞİTİME DÖNÜŞ

ŞUBAT AYINDA EVDE ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİ BAŞLADI

15.04.19 ÖZEL EĞİTİM BAŞLADI

OYUN ABİSİ GELDİ EVE 

KULLANILAN İLAÇLAR

            LANSOR MİDE İLACI

            TİROİD

             BACTRİM

17 .06.19 ERKEN COCUKLUK EĞİTİMİ TATİL

29 .10.19 21 NUMARA AYAKKABI GİYİYOR :)

24 .01.20 GÖĞÜS FİLMİ ÇEKİLDİ

                  PORT 2 SEFERDİR BOZUK ÇALIŞMIYOR.

                 3 BOY AŞI VURULDU

                  AYIN 18 İNE İLAÇLI FİLM  İÇİN RANDEVU

19.02.20 36 AYLIK

BARYUMLU FİLM ÇEKİLDİ

KALP KONTROL 2 DELİK VAR DENİLDİ ASD VSD FAKAT ÖNEMLİ DEĞİL DENDİ

GÖĞÜS VE ALERJİYE GİDİLDİ

ALERJİ CHAMBER İLE HAVA BAŞLADI

ZESPİRA KESİLDİ

HERNİ ŞÜPHESİ VAR

EUTROX 25MG VE TAM+ÇEYREK KULLANIYOR

25.06.20 GÜNÜBŞRLŞK YATIŞ İLE PORT ÇEKİMİ YAPILDI

COVİD TESTİ İLE BİRLİKTE İŞLEMLER 3 GÜN SÜRDÜ

28.01.2021 GENEL KAN KONTROL

COVİD DÖNEMİ ÇOK AZ HASTALANDI 

2022 YAZ DÖNEMİ ÇOK FAZLA ANTİBİYOTİK KULLANDIK

FLIXOTIDE KULLANIYOR

16 .04.23 HALSİZLİK VE HIRILTI İLE DOKTORA GELDİK ANTİBİYOTİK VE HAVA TEDAVİSİ

20.04.23 MORARMALI OKSİJEN DÜŞÜKLÜĞÜ +YOĞUN BAKIM

25.04.23 YOĞUN BAKIM ÇIKIŞ

ON GÜN YATIŞ

6 YAŞ 21KG

EUTROX 25MG 4GÜN1+0,25 3GÜN 1+0,50

8.05.23 GÖZ ENFEKSİYONU

11.05.23 BAŞKENT ALERJİ VE KBB

26.06.23 BAŞKENT GENİZ ETİ+SÜNNET+BADEMCİK+FITIK AMELİYATI 1 HAFTA İÇİNDE TOPARLADIK

O YAZ HİÇ HASTA OLMADIK

KARACİĞER 

14.09.23 ANKARA RUTİN KONTROL

AST 1300-ALT 700 DÖNÜŞ YOLUNDA DEĞERLERDE BİR AKSİLİK GÖZLENDİ VE KASTAMONUDA DA AYNI ÇIKINCA ANKARAYA ÇAĞIRILDIK.

YATIŞ YAPILDI DİRENÇLİ BİR ŞEKİLDE DÜŞÜŞ OLMADI DEVEDİKENİ,NAC VE ULSOFALK İLAÇLARLA TEDAVİ YAPILDI

26.06.23 KEMİK İLİĞİ BAKILDI KARACİĞERDE VE DALAKTABÜYÜME GÖZLEMLENDİ.

BÖBREKTE LENF GÖRÜLDÜ.VİRAL BİR DURUM OLDUĞU SÖYLENDİ AMA LÖSEMİ ŞÜPHESİ İLE HEMATOLOJI BÖLÜMÜNDE 15 GÜN KALDIK

ZATÜRRE+ALERJİK ASTIM

06.10.23 BURUN AKINTISI İLE DOKTOR KONTROLU

09.10.23 GECE ATEŞ MORARMA VE OKSİJEN DÜŞÜKLÜĞÜ AMBULANSLA YOĞUN BAKIMA YATIŞ ZATÜRRE

ERTESİ GÜN SERVİS 7 GÜN YATIŞ ULSOFALK DEVAM KARACİĞER DEĞERLERİ YÜKSEK

31.10.23 ANKARA KONTROL HIRILTILI SOLUNUM+ATEŞ+BURUN AKINTISI

01.11.23 YATIŞ 5 GÜN SONRA TABURCU

16.11.23 BURUN AKINTISI ANTİBİYOTIK

AST ALT DE DÜŞÜŞ VAR

TOZ LEVMONT VE DELODAY KULLANMAYA BAŞLADIK

09.01.24BİLKENT ŞEHİR HASTANESİ AGUMENTİN VE KLOMR 4 KUTU YAZILDI İKİ HAFTA KULLANDIK BU BİZE ÇOK İYİ GELDİ BİR AYA YAKIN HASTALANMADIK

09.01.24 ENDOKRİN İLAÇ DOZU 37,5 (50MG)

ALERJİ FIS DOZU SABAH AKSAM İKİ

27.02.24 YUTMA TESTİ AĞIZ İÇİ MASAJ ONERİLDİ BARDAKTAN SU İÇME ÖNERİLDİ YUTMADA KAÇAK OLDUĞU TESBİT EDİLDİ

AKCİĞER BRONOSKOPİ VE ÖMD TESTİ İÇİN GÜN ALINDI.

15 .04.24 MORARMALI ATEŞ YATIŞ 

DOKTORUN REFLÜ SÜPHESİ OLDU ON GÜN YATIŞ YAPILDI.

ÇİKOLATA KESİLDİ ALERJİ İLAÇLARI ÇOK DÜZENLİ KULLANILDI SABAH TEL DOZ FIS+DELODAY+ZESPİRA 

DAHA NOT ALMADIĞIM ÇOK FAZLA YATIŞ OLDU EYLÜL AYINDAN BU YANA  ARALIKSIZ ANTİBİYOTİK KULLANIYORUZ

💔💔💔







 





20 Mayıs 2024 Pazartesi

Hirschsprung


"Bu yazımı Facebook'ta Hirschsprung Türkiye sayfasında paylaşmıştım. Oradan bu hastalığa sahip olan diğer ailelerle iletişim kurabilirsiniz."

Devlet hastanesinde doğum yaptım ve bebeğim ilk doğduğu an solunum sıkıntısı sebebiyle küveze alındı. Bebekte trombosit düşüklüğü ve ilk kakasını yapamaması sebebiyle Ankara Dış Kapı Eğitim Araştırma ve Çocuk Hastanesi yoğun bakımına sevk edildik. Trombosit takibine başlandı. Kakasını uyaranla yaptırıldı ve röntgen çekilip bilgilendirilme için bekledik. Doğumundan 5 gün sonra Hirschsprung'dan şüphelendiklerini söylediler. Bir şey içirip renkli röntgen çekimi yapıldı. Daha sonra biyopsi alındı. Biyopsi sonucu 2 gün sonra geldi. Ameliyat öncesi 2 ya da 3 kez röntgen çektiler. O dönemde trombosit düşüklüğü olduğu için onun toparlanmasını beklediler. Tek seferlik ya da 3 aşamalı yapılması konusunda bizi bilgilendirdiler ve tek aşamalı yapılmasını tercih ettiler. Ve yaklaşık 1 aylıkken ameliyat oldu. Ameliyat da popodan 20 cm bağırsak kesilmesi şeklinde yapıldı.


Kakasını kendisi yapmaya yavaş yavaş başladıktan sonra bizi servise aldılar. Aşırı derecede pişik oluştu, bize bir krem verdiler ve onunla pişiği geçirmeye çalıştık ama geçmedi. Daha sonra hastane lavabosunda sık sık poposunu yıkadık ve bu çok etkili oldu. Aynı zamanda batikonla pansuman yaptık. Yaklaşık 5 gün de serviste kaldıktan sonra taburcu olduk. Evde her şey normal gidiyordu. Yalnız bir gün yine karnı oldukça şişmeye başladı, doktora götürdük. Lağma yaptılar. Yağız Mert kusan bir çocuk değildi, aşırı uyku ve kusması olup karnı da şişince biz apar topar tekrar Ankara'ya götürdük. Meğer enterokolit dedikleri bağırsak enfeksiyonu yaşadığını ve kana karışmadan acil getirdiğimiz için şanslı olduğumuzu söylediler. 10 gün kadar tekrar yoğun bakımda kaldık. Bize durumu şu şekilde izah ettiler: Bir ameliyat daha gerekirse birkaç cm daha kesmeleri gerekeceğini; ama bunun da kakasını tutamamaya sebep olabileceğini söylediler. Neyse ki süreç bizim için iyiye gitti ve karnı yarı şiş biçimde hastaneden çıktık. Bize çubuklarla lağma yapmayı öğrettiler ve karnı çok şişince gliserinin yarısını kullanarak dışkı yaptırabileceğimizi söylediler. Aslında dışkıdan çok gazdı bizim için en büyük sorun, çocuğumun bir röntgeninde karnının yarısından fazlasının gaz olduğu net görülebiliyordu. Ve gliserini koyduğumuz an onu fırlatacak kadar sıkıntısı vardı. Karın şişliğimiz 2-3 hafta kadar sürdü, sonra kendiliğinden düzeldi. Bu süreçte farklı doktorları denedik, tabii her biri farklı şey söyledi: Yanlış ameliyat, bujilerle açma… vs. Şükür ki hiçbirine gerek kalmadı. Şimdi ara ara yine gliserine ihtiyaç duyuyoruz, gaz problemimiz hala var. Ama karın şişliği yok. Yalnız enterokolit riskimiz sanırım halen var. 3' lü şekilde ameliyatın daha risksiz olduğunu duymuştum. Tek seferde yapıldı bizim ama daha olumsuz şeyler yaşayabilirdik, bilmiyorum.

( Bu süreçlerde tabii oğlum anne sütü hiç alamadı. Almaya başladıysa da tekrar tekrar kestiler. En fazla 5ml, 10ml, en çok 40ml çıkabildik. Ağız kasları zayıf olduğundan ve biberona alıştığından, 5 ay boyunca emzirme mücadelesi verdim. 5. Ayda emmeyi başarabildi.)


Herkese geçmiş olsun şimdiden, kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz diye paylaşmak istedim. Bu durum yalnız Down sendromlu çocuklarda değil, tüm çocuklar için yaşanabiliyor. Yalnız Down sendromlu çocuklar genellikle bağırsak, kan ve kalp hastalıkları yaşıyorlar. Bizde şu an kan değerlerimiz daha önemli. Ankara Dış Kapı Çocuk Cerrahi ekibine teşekkür ediyorum, olumsuz bir tutumla karşılaşmadık. Süreç bizim açımızdan çok zordu, karşılıklı anlayışlı olmaya çalışınca bazı şeyler daha kolay yürüyor. Sevgiler.




14 Ocak 2021 Perşembe

Lösemi




 LÖSEMİ




( Bu yazıyı farkındalık için yazıyorum.)

Yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz çok şey var mesela biz yaşadığımız o uzuuun hastane günlerini asla unutmayacağız, çok zor günler yaşadık ama hayata daha olumlu, hoşgörülü bakıyorsam ve daha sabırlıysam sebebi birlikte yaşadığımız o zor zamanlardadır.

DOĞUM

Oğlum Yağız Mert, Down sendromuna sahip olduğu için çeşitli hastalıklar ve risklerle dünyaya geldi. Down sendromu olan çocuklarda yaygın olarak görülen kan, bağırsak, tiroid ve kalp rahatsızlıkları bulunabilir ve ne yazık ki biz bu yüksek risklerin her birine sahiptik. Doğum yaptığım ilk günden itibaren oğlum trombosit düşüklüğü ve bağırsak tıkanıklığı yaşıyordu, bu nedenle ambulansla acil olarak Ankara'ya gönderildik. Ankara'ya vardığımızda çocuk cerrahi bölümüne yatırdılar ve biz kapısında bilgi almak için bekliyorduk. Down sendromu nedir henüz bilmeden, "Down sendromlu çocuğun ailesi bilgi almak için gelsin," dediklerinde eşimle birbirimize baktık, "Biz miyiz?" diye. Şüphe vardı, evet, ama biz değil gibiydik sanki ve doktor anlatmaya başladı. Dinliyordum, algılamaya, anlamaya çalışıyordum. Anlatılanların benim hayallerimle hiçbir bağlantısı yoktu. Yeni doğum yapmıştım; lohusa halim, duygularım... Evimde bebeğimle dinlenmek varken, burada ne işimiz olduğunu hiç bilmiyordum.
Doktorlar, oğlumun Hirschsprung hastalığı olduğunu ve tedavisinin mümkün olduğunu, ameliyat gerektiğini söylediler. Ancak, maalesef kan değerlerindeki düşüklüğün lösemi ihtimali olduğunu da belirttiler. Bu nedenle, doğduğu günden beri henüz kucağıma alamadığım ve yoğun bakımda olan 20 günlük bebeğim için kemoterapi düşünülmüştü. Doktor bunu söylediğinde en büyük yıkımı o an yaşadım. O bir bebek, henüz çok küçük, yeni dünyaya gözlerini açmıştı. Anne sütü alamazken, nasıl kemoterapi alacaktı ki?

Yaklaşık 1 ay sonra, kan değerlerini biraz destekle düzenleyip Hirschsprung ameliyatını gerçekleştirdiler. Ameliyat, doktorların yerinde kararıyla başarıyla geçti. Sonrasında sıkıntılı bir süreç yaşadık, fakat onu da atlattık. 2 ay sonra hastaneden çıkarken, hematoloji bölümü löseminin şu an için geçici bir durum olduğunu, kontrollü şekilde ilerleyeceklerini, fakat bu ihtimalin her zaman var olduğunu bilmemizi istediler.

Yüreğimize bir bomba koyup bizi yeni hayatımıza bırakıverdiler.

TEŞHİS

İlk yıl, çok sık Ankara'ya gittik. Sabah erkenden yola çıkıp öğlen maratonuna girerdik; şu bölüm, bu bölüm... Sen bebeği tut, ben yetişeyim; sen sıra al, ben bekleyeyim; yukarı çık, aşağı in... Bizim için çok yorucu geçen ve hala devam eden süreçlerdi. O yıl içinde, biri ağır olmak üzere üç kez zatürre geçirdik. Burada çözüm bulamayıp Ankara'ya gidip geldik. Yüreğimize bir bomba bıraktılar demiştim ya, işte o her seferinde içimizi yaktı, "Acaba şimdi mi?" diye. Bu korkuyu yaşamak bizim için çok zordu. Her gidiş geliş ayrı bir stres derken, oğlum 10 aylık olmuştu artık ve yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Emekleyemiyordu, dönerek evin içinde geziniyordu. Yaşanan onca sıkıntıya rağmen yüzü gülüyor ve bizi de güldürüyordu.

Bir gün, evde çarptığı yerlerdeki morluklar geçmemeye başladı ve sebepsiz yere ateşlendi. Normal seyreden kan değerleri birden düşüşe geçti. Değerler düşük çıkınca, 2 hafta içinde 3 günde bir Ankara'ya gidip gelmeye başladık. Kimi zaman arabada uyuduk, kimi zaman saatlerce hastane kapılarında bekledik. Sonuçların iyi çıkması için dualar ettik.


Maalesef, sıkıntılı geçen o bir ayın sonunda, 11 aylıkken, daha anne kuzusuyken, en kötü ve korktuğumuz sonuç gerçekleşti: Lösemi teşhisi konmuştu. Bu ihtimal bize ilk söylendiğinde hep bir korku vardı; her hasta olduğunda "Acaba lösemi mi?" diye endişelenerek yollara düşüyorduk. İnsan görmeyince, yaşamayınca bilmiyor ki... Ankara'da hastane bahçesinde, koridorlarında sıra beklerken dertleri gördüm; yatağa bağımlı ikizleri, göz bebekleri olmayan çocukları, dermansız dertleri ve adını bile duymadığım hastalıkları. "Meğer hiç derdim yokmuş," dedim, her gün şükretsem azmış dediğim ne hayatlar varmış... Sonra döndüm kendime, bir küçük bebek nasıl böyle zor bir hastalıktan kurtulur ki?
Yaşama ihtimalini bile düşünemiyor insan...

Kaç gün ağladık, bizi nelerin beklediğini bilmiyorduk; ama bilseydik, daha çok üzülürdük, eminim(!) Yaşanan şeyler çok üzücü, detaylar çok can yakıcı çünkü. Kan bulmak için defalarca delik deşik olan eller, iğnelerden korkan çocuğunu sakinleştirme çabaları, evinden ayrı geçen onca zaman... Hayata verilmiş bir mola gibi.

Belirsiz bir yol için eşyalarımızı toplayıp Haziran ayında, bayram sonrası her şeyi geride bırakıp hastaneye yattık.

HASTANE GÜNLERİ

Biz hastaneye yattıktan kısa bir süre sonra eşim göreve başlamak zorunda kaldı ve eve döndü. Ben Ankara'da hastanede yalnızdım. İlk zamanlar çok ağladım, ancak eşim ve ailemin desteğiyle toparlandım. Toparlanmak zorundaydım çünkü oğlumun sağlam bir anneye ihtiyacı vardı ve biz bu hastalıkla ancak böyle baş edebilirdik. Zaman durmuş gibiydi. Orada ne kadar kalacağımız belli de değildi, çünkü oğlumun hiçbir şeyden haberi yoktu, sadece canının acısıyla korkuyordu. Tek tesellim, bu günleri hiç hatırlamayacak oluşuydu

O bir kaç kara günden sonra sadece oğlumun mutlu olması için çabaladım...Hala da öyle.
Bambaşka bir dünyanın içindeydik. İlk kemoterapimizi almaya başladığımızda su çiçeği olduğu görüldü ve tedavi kesilmek zorunda kaldı. Bizi acele ile enfeksiyon servisine aldılar ve tek bir odaya yerleştirdiler. Burada hemşireler günde 2 kez ilaç için giriyorlar, doktorlar ise nadiren geliyordu. O kadar sessiz bir servisti ki, sessizlikle terbiye ediliyorduk sanki. Çabucak tedaviyi alıp bitsin istiyordum, ne olacaksa olsun; ama öyle değilmiş maalesef. Süre uzun, her bir tedavi sonrası kan değerleri düşecek, vücut savaşacak ve yaklaşık bir ay sonra yenisi başlanacakmış. Ne zaman bitecek? Bilinmez.
Kemoterapinin verilmesi için 1 aylıkken göğsümüzün üzerine ameliyatla bir cihaz yerleştirilmişti, port isminde. Onunla kan alma ve tedavi işlemleri yapılıyordu. Bir gün bu portun bakımını yapması gereken hemşire, kendisine su çiçeği bulaşır korkusuyla(!) gelip kaldığımız o servise bakım yapmadı ve serumu normal damar yolundan vermek istediler. Başka hemşireler denedi, ama onlar da tecrübeli değildi ve olmadı. Zaten damar yolunun çok fazla sorunu vardı, çok sefer kan almayı denediler, onu da beni de çok yordular. Yapamayacaklarını söylediğimde ise (artık tecrübe edinmiştim çünkü) "tedaviyi reddediyor" diyerek işlemi bıraktılar. Yine bu işlemi deneyen başka bir hemşire ise portu yanlış taktığı için tüm vücuduna serum yayıldı ve göğsü balon gibi şişmişti. Çaresizlik... Sabah olduğunda doktorlarımıza yaşanan süreci anlattığımda beni haklı buldular, hatta duruma kızdılar ve ağızdan tedaviye geçip başka bir hemşire arkadaştan portun takılmasını istediler. Bu yaşanan çaresizce durum, bebeğin onca gereksiz ağlamaları üstelik çözümü varken çok üzdü.

 
Tedavinin ilk zamanlarında şunu anladım ki sağlık çalışanlarımız bizim canımız, onların ilmine ve fedakarlıklarına çok ihtiyacımız var, ama her meslekte olduğu gibi yüreklere dokunmak ayrı bir şey... Çok güzel arkadaşlıklar da edindim, iyiliklerini gördüm; ama yüreğimi yakan tutumlara da şahit oldum. Bunun gibi acı dolu çok anlar yaşadım; kimileri sana bir nesne gibi bakarken, kimileri biz hastaların da insan olduğumuzu kimi zaman hatırlamadılar, maalesef.

1 hafta sonra servise geri dönüp tedaviye devam ettik. Servis dediğimde, odaları düşününce öyle gözünüzde güzel yataklı bir hastane odası canlanmasın; demir parmaklı bir beşik, daracık bir oda, eski bir hastane, her yer dökülüyordu. Odada bir hava makinesi vardı, sürekli saç kurutma makinesiyle yaşadığınızı düşünün, beynim uyuşuyordu adeta. Yağız Mert ilk zamanlar henüz oturamadığı için sürekli başını o demirlere vuruyordu ve izler oluşmuştu başında; beşiğini getirmeme de izin vermiyorlardı. Son zamanlarda ikna edebilmiştim, neyse ki, ama bu sefer de ben dar bir alanda sıkışıp kalmıştım. O dönem oyuncak atma dönemiydi, sürekli yerdeki oyuncakları yıkamaktan dezenfektan yarası olmuştu ellerim. Sonra alıştım tabii, her gün bu işleri yapmaya, enfeksiyona yol açmamak için defalarca her yeri silip temizliyordum. Bir de odanı değiştirme ihtimalleri var tabii(!); onca eşya ile bazen gece yarısı oda değiştirdiğim bile olmuştu. Eşya taşımak, çocuğu oradan oraya götürmek ne zordu bizlere...

Oda arkadaşlarımız oldu. Birlikte aynı banyo tuvaleti kullanmak, bir odanın içinde hiç tanımadığın biri ile günlerce kalmak, hem onlar için hem de bizim için hiç keyifli değildi. Birbirimizin alanına girdiğimiz o kadar çok şey vardı ki. Kulaklık takarak uyumaya çalışırdım, çünkü onların telefon konuşmalarından rahatsızdım; onlar ise Yağız'ın oyuncaklarından rahatsız olurlardı, haklı olarak. Bazen de sessiz olurduk, yoldaş olurduk birbirimize ama konuşmak hiç iyi gelmezdi bana; birbirimizin yaralarından başka konuşacak çok bir şeyimiz yoktu. Çok meşguldük aslında, serumu saati, ilaç saati derken vakit geçiyordu ama günler bitmiyordu... Koridora çıkmak yasaktı, her çocuk ayrı enfeksiyon taşıdığı için biz anneler de taşıyıcıydık. Bazen doktorların gittiği saatlerde odanın kapısına çıkar, başımızı uzatıp annelerle konuşurdum. Meğer ne çok hikaye vardı... Yıllarca orada olan, adı belli olmayan hastalıklar yaşayan, yürek burkan onca hikaye. Bir yanım onlarla konuşmak istiyordu, bir şeyler öğreniyordum ilaçlarla tedavi ve süreçle ilgili; bazen de anlatılan şeyler günlerce aklımdan çıkmıyordu.

Yeni hasta geldiğinde koridorda hep annelerin ağlaması duyulurdu. "Çocuğuna zararlı olmasın diye antibiyotik bile vermeden büyüttüm," demişti annelerden biri. Şimdi o ağır ilaçları alsın diye oraya gelmişlerdi. Daha dündü sağlıkla oynarken üstünü kirlettin diye kızdığı, daha dün ev işi yaparken yoruldum diye sızlandığı çocuklarından dert yandığı gün dündü. Bugünse bir hastane köşesinde neden ben? diye ağlıyordu. Kimi diğer çocuklarını, yeni doğmuş bebeklerini evde bırakıp 3, 5, 10 yıllardır oralarda derman arıyordu. Ne zordu bunları duymak, bilmek... Biz ne yaparsak yapalım, kader bizi yaptığımız tüm doğrulara rağmen nedenini bilmediğimiz bir sebepten buraya getirmişti. İlk gelen hep nedenini sorguladı çünkü. Neden buradayız? Ve ne zaman gideceğiz...

İlk 3 ay hiç çıkışımız olmadı. Bu dönemde bana iyi gelen dostlar, arkadaşlarım oldu; +1 bir anneleri (Çocuğu down sendromu olan ailelerle gönülden bağımızı bu isimlerle kurduk) ve sosyal medya paylaşımlarım oldu, hep oradan güç aldım! Sanki evrene olumlu mesaj gönderirsem iyi olacağımızı düşündüm. Süreçte sevdiğim insanlar oldukça yanımda oldular, hatta çok sevdiğim canım arkadaşım çıkıp İstanbul'dan ziyaretime geldi. Hiç tanımadığım kişilerden bana moral olsun diye hediyeler geldi, bana yemek getirdiler, hatta onlarla arkadaş olduk. LÖSEV ve Emniyet yanımızda oldu, ve çok değerli gönlü güzel akrabalarımız hastaneden giden çamaşırlarımı yıkadı, bize evini açtı, canımızın istediği yiyecekleri yaptı, yolladı. Halam aylarca evini açtı...



Arayan soran dualarında olduğum herkese sonsuz teşekkürler yanımızda olduğunuzu hep hissettim.


Tedavinin 4. ayında, kemoterapi sonrasında çok ağır bir bağırsak enfeksiyonu yaşadık. Önce derin bir karın ağrısı başladı, ancak ağrısını dindiremedik. O kadar canı yanıyor olmalı ki, başını duvarlara vurduğunu biliyorum. Ardından kalp ve nabız sıkıntıya girdi, solunumu yavaşladı. Gece ilerledikçe yeşil renkte kusmaya başladı ve bu sabaha kadar sürdü. Artık konuşmalara ve bakışlara hiç tepki vermiyordu. Eşimi çağırdım, annemle birlikte geldiler. Normalde babaların içeri girmesine haftada bir izin veriyorlardı, babası yalnızca hafta sonları 15 dakika kadar görebiliyordu, maskeli önlüklerle falan. Sağ olsunlar, o süreçte izin verdiler ve yanımızda kalmamıza izin verdiler. Biz o enfeksiyonun sonunda deri değişikliği geçirdik, tüm derimiz ve tırnaklarımız dökülmüştü. Çok zordu, ama orada eşimle birlikte çok farklı bir imtihan verdik. Ölmekle kalmak arasındaki çizgi gibiydi. Tüm vücudu su toplamış ve şişmişti, eminim ki bu durumdan tüm servisteki hemşireler ve doktorlarımız da çok üzülmüştü. Yapılan kan bağışları ve granülosit bağışı sayesinde toparlandık ve gün geçtikçe birlikte iyileşmeye başladık. O zaman kaybetmiş olduğumuzu düşünüp yeniden başlamanın mucizesini yaşadık.

Tedavimizin 5. ayından sonra, o enfeksiyon sonucunda ben artık çok bunalmıştım. Orada kalmak çok zor gelmeye başlamıştı. Hastanede olduğum o süre boyunca tuhaf bir his vardı içimde; herkes hayatını yaşamaya devam ediyordu, ama bir tek biz hayatta kalmaya çalışıyorduk gibi hissediyordum. Gece Yağız Mert uyuduğunda sosyal medya paylaşımlarına bakıyordum. Herkes gezip tozarken, yaz günü ben o sıcakta hatta pijama bile giyemeden uyuduğum o dar koltukta, oğlum acılar içinde... Önceden bir gün dışarı çıkamazsam yüzüm düşer, ruhum daralırdı.

 Sonra dönüp bakınca, bu özgürlüğü oğluma tercih mi edecektim, asla! Ama edenler olmuş(!) orada çocukların ruh ikizi olur anneler başka kim var ki yanlarında zaten. Yanımızda olan son oda arkadaşımız, 10 yaşlarında bir erkek çocuktu. Hastalığın belki de kaçıncı tekrarıydı, vücudu morluklar içinde hayata tutunmaya çalışıyordu. Kendisi çocuk esirgeme kurumundan gelmekteydi ve annesi ondan vazgeçmişti. Öyle bir ortamda bir çocuğun annesizliğine bakınca, söylenecek çok da şey kalmıyor hayata. Sarılmaya bile korkmuştum oğluma, gönlü kalmasın diye.

EVE DÖNÜŞ

6. ayın sonunda eve döneceğimiz zaman geldiğinde, ben bile inanamamıştım. Yağız belki de ilk kez o an ayakkabı giymişti, bir buçuk yaşına gelmişti ama henüz yürümek ne demek bilmiyordu. Ayakkabılarına bakışındaki şaşkınlığı, ilk günkü gibi gözümde canlanıyor.

O sırada yeni bir eve taşındık. Tedaviyi Ankara'da devam ettirmek için tayin istemiştik, ama vazgeçtik. Çünkü orada ben çalışırken Yağız'ın bakımını kim yapacaktı? Allah ailemden bin kez razı olsun, beni hastanede dinlendirdiler ve ona çok güzel baktılar, hala da öyle. Evi yerleştirmek, yeni düzen kurmak bana iyi geldi. Yeni hayatımızda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, biliyordum. Yeniden bir evde olmak, evde portakal yemek, yemek yapmak, koltukta oturmak, halıya basmak, istediğin kanalı izlemek... Ah, ne büyük lüksmüş, meğer ne zenginlik...


Sevginin iyileştirici gücüne inanıyorum. Ne kadar iyileştik desek de yaramız hala çok derin ve korkularımız taze. Bir daha kimse yaşamasın, yaşamayalım. Oğlumla birbirimize yüklediğimiz anlam çok farklı. Yağız Mert ile aramızda ayrı bir bağ var; bunu biliyorum. Herkesin evladı değeri ve emeği farklıdır. Ama böyle ağır tedaviler gören, hayata bir sıfır yenik olan çocukların, özel çocuklarımızın kalbimizdeki yeri bambaşkadır. Şimdi hayat önümüze dikenli yollar sundukça, biz inadına mucizelere inanıyoruz. Onca eziyeti bu hayatta üzülmek için çekmedi oğlum. Bu nedenle onun mutluluğu, bizim en büyük temennimiz.


Şimdi çok duymaya başladım, yeni lösemi tanısı alan çocuklar var. Biz maddi ve manevi çok zorluklar yaşadık, kan bulunmadı, günlerce kan aradık. Bunun bizden başka hiçbir gönülde karşılığı yok, ama maddi ve manevi olarak onlarla bu yükü paylaşmak gerek. Kan bağışı yapmak, ilik bağışı yapmak, maddi destekte bulunmak çok önemli, bilin. Zorlukları anlatılmaz, her şeye o kadar ihtiyaç duyuyorsun ki...

O verilecek ilik hayali kurmak bile bir umut. Annelere yaptığınız ilik bağışı ile çok çocuk hayata dönebilir, çok annenin gözyaşı dinlenebilir. Birine bir ilik bulunduğunda, söylentisi yayılır, yüzleri gülerdi. Tüm annelerin bir annenin sevinci olmak, bir çocuğu hayata döndürmek, sizin de hayattaki en güzel deneyiminiz olacaktır, biliyorum. Can verin...

"İhtimallere ve gelecek korkularına rağmen, şükür ki biz şu an iyiyiz. O, bizim için değerli bir mücevher gibi yanımızdayken bizi süsleyen, güzelleştiren, kaybetmemek içinse pamuklara sardığımız, bizim canımız. Hayattan dersimizi aldık, umarım daha zor sınavlardan geçmeyiz. Allah bilir. Sen sağlıkla yaşa, Allah evlatlarımızı korusun ve kollasın."

                                                                                                  
 









Yağız Mert’in Eğitim Yolculuğu: Umut ve Mücadele

Yağız Mert’in Eğitim Yolculuğu bir umut ve kabulleniş İlk adımlar Yağız Mert doğduğu an, bir buçuk ay süren bir hastane süreci başladı. ...